EVSİZLERİN DOSTU: UMUT ARAZ

0
305

Elif ACUN

O, evsiz insanlara ev bulmaktan kapı kapı erzak dağıtmaya, okullardaki miniklerin yüzünü güldürmekten çaresiz kadınlara yardım etmeye daha birçok iyiliğe kendi deyimiyle yalnızların dostu olmaya uzun yıllardır devam ediyor. Umut Araz kendi geçmişini unutmadan, hiçbir karşılık beklemeden yaptığı iyiliklerle her gün birçok insanın hayatına dokunuyor. Belki ismini duydunuz belki de ilk defa duyacaksınız ama onu tanıyanlar ona “melek” diyor ve O da bu sözcüğün anlamını hakkıyla veriyor.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1970 yılında Erzincan’da doğdum. Kasaplık ve işçilik yapmış Tuncelili bir babanın ve Elazığlı bir annenin 12 çocuğundan birisiyim. Çok büyük bir yoksullukla büyüdük. 7 yaşında yürümeye başladım. Yedi yaşıma kadar ise raşitizm hastasıydım. Bakımsızlık ve vitaminsizlikten ölmüş altı kardeşim var. Dolayısıyla yoksulluğu iliklerine kadar yaşadım ve ne demek olduğunu bilirim. İlkokul ve ortaokulu Bursa’da okudum. Bursa Sağlık Meslek Lisesi’ni bitirdim. Üniversiteyi Erzurum’da okudum. Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde hemşirelik bölümünü bitirdim. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji okudum. Yine İstanbul Üniversitesi’nde Sosyal Hizmetler Bölümü’nü bitirdim. Şimdi aile danışmanlığı eğitimi alıyorum. Yardım gönüllüsü işlerinde altıncı yılım ama aslında ailemden gelen bir gelenek var. Annem yaşadığımız yerin iyilik meleğidir. Bütün evsiz insanlara annem bakar. Nerede zor durumda kalan var benim anneme gelir. Ağabeyimin Gemlik’te lokantası var. O da Gemlik’teki bütün akıl hastalarına yemek verir ve bakar. Biz bu anlamda bilinen bir aileyiz orada. Ben de burada elimden geldiğince yardım ediyorum zor durumdaki insanlara.

Yardım Gönüllüleri Derneği olarak uzun yıllardır muhtaç insanlara yardım ediyorsunuz ve dernek olarak da bir aile gibisiniz. Belirli bir görev dağılımınız var mı?

Evet, tabii görev dağılımımız var. Fakat bu zamana kadar olan her işimiz gönüllülük temelindeydi. Bir duvarımız var Antalya Yardım Gönüllüleri duvarı o duvarda yazıyorum. Örneğin bu gün depomuzu derleyeceğim; yardıma kim gelirse çok değişik insanlar ile yol alıyorum. Yine örneğin bu gün bedava pazarımız kurulacak diyorum. Gönüllülerimizden kim gelirse bu ekibimiz hep değişiyor. Ama bize gönül bağıyla bağlı bir kemik gönüllü kadromuz var. Zor bir iş yapıyoruz. Yardım işimizin gecesi gündüzü yok. Karşılığı da yok. Bir kere hem beden gücüne hem de gönül gücüne ihtiyacımız var. Bir de saha çok ağır, çok tramvatik şeylerle karşılaşıyoruz; etkilenmemek mümkün değil. Bir gönüllü bu kadar ağır şeyleri görüp bir daha gelemeyebiliyor. Dolayısıyla değişebiliyor gönüllülerimiz.

Yardıma muhtaç insanlardan nasıl haberdar oluyorsunuz?

Arıyorlar. Sosyal medyadan çok fazla mesaj geliyor. Ama doğrusunu söylemek gerekirse sosyal medya mesajlarından çok kendim gidip gördüğüm yardıma muhtaç insanlara yardım ediyorum. Örneğin bir mahalleye gidiyorsunuz bir eve yardım için oradaki komşular şurada da yardıma muhtaç bir ev daha var deyip haber veriyorlar. O eve gidiyorsunuz fakat o ev sahipleri yardımı kabul etmiyor. Türk halkının böyle onurlu bir tarafı da var. Ben birebir bulmayı tercih ediyorum. Çünkü sosyal medyada şöyle bir şey var. Antalya’da benim bildiğim 22 tane yardım duvarı var. Sosyal medyada aynı zamanda bir bilgi kirliliği de var. Çok kontrolsüz. Dilencilik kültürünü geliştiriyor ve insanların görmeden araştırmadan yardım yağdırması çirkin bir şey. Bana kalırsa doğru bir yardım değil. Bir de doğru yardım sadece maddi yardım değil bence. Benim asıl derdim bu toplumun gerçek yaraları sığınma evinden çıkmış kadınlar, yetiştirme yurdundan çıkıp ortada kalmış çocuklar, sokaklarda yaşayan evsizler ve kapıların ardında yaşanan dramlar. Önemli olan soruna kökünden çözüm üretmek. Maddi yardımla gidip o insanların hayatına dokunup sosyal yardım yapmak sadece bir araç; bu insanlar yaralı travmaları var. Bazıları da hayatta yapayalnız kalıyor ve siz bu insana sadece maddi yaparsınız. Peki ya sonrası? Bu insanların yaraları, psikolojik durumları, işte orada ellerinden tutmak zorundasınız ve bırakmamanız lazım. “Bu insanlar benim yanımda” demeli yardım ettiğiniz insanlar. Bu çok önemli bir şey. Özet olarak biz yalnızların dostuyuz.

Umut Araz gönüllü arkadaşlarıyla yoksul çocuklar için de yardım topluyor ve dağıtıyor.

Yardım Gönüllüleri olarak Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Çocuk Onkoloji bölümündeki çocuklarla haftada bir kum boyama etkinliği yapıyorsunuz. Oradaki çocukların ilgisi ve gerçek mutluluğu size neler hissettiriyor?

Birinci yılımızı bitirdik. Çok güzel bir etkinlik. Çocuklar bayılıyorlar. İki gönüllü öğretmenimizle yola çıktık Mustafa Ayaz ve Zehra Tuncel öğretmenlerimiz ile. Gönüllülerimizden yıllık malzemeler konusunda yardım istedik. Her çarşamba ben de katılmaya çalışıyorum. O haftanın anlam ve önemine göre. Örneğin 23 Nisan haftasında isek, o haftayla ilgili çalışmalar yaptırıyoruz çocuklarımıza. Yuvarlak bir masa etrafında, çocuklarımızı fazla strese sokmadan enfeksiyon ortamına izin vermeden, onları çok sıkmadan, içeriye çok gönüllü almadan çocuklarımızla kum boyama yapıyoruz. Çocuklar bu etkinliğe bayılıyorlar. Yine malzemelerimizin siparişini verdik, yeniden başlayacağız bu etkinliğimize. Bu etkinliği uzun yıllar sürdüreceğimizi düşünüyorum.

Bir etkinlik daha planlıyoruz şimdi. Konservatuvardan öğretmenlerimizle de görüştük. Haftada bir çocuklarımız için müzik etkinliği düzenleyeceğiz. Eğlenceli çocuk şarkılarından oluşan bir müzik dinletisi yapmak istiyoruz onlara. O çocuklarımız çok sıkıcı bir ortamda aylarca yatıyorlar. Sıkılıp depresyona bile girebiliyorlar. Biz onlara orada bir pencere açmak istiyoruz ve bu müzik etkinliğimizi de bir güne koyacağız. Daha sonra bakacağız başka ne yapabiliriz diye. Bazı zamanlar palyaço arkadaşlarımızı ayarlıyoruz küçük gösteriler yapıyoruz. 23 Nisan haftasında bütün hastanedeki çocuklarla hastane çocuk bölümünün yönetiminde eğlenceler kutlamalar düzenliyoruz. Çok keyifli oluyor.

Yardım Gönüllüleri olarak diğer insanlardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Bazen çok güzel bazen de gerçekten komik tepkiler alabiliyoruz. Mesela sokaklara çıkıyoruz. Evsizleri buluyoruz. Örneğin bir evsizin yanına gidiyoruz. Evsiz “siz kimsiniz” diye soruyor biz de diyoruz ki yardım gönüllüsüyüz. Bir de bir başka adımızda var: Evsizlere Yardım Platformu. Bize cevap olarak “hadi oradan ne platformu. ben hala sokaklardayım” diyor. Bize ironiyle bakıyor. “oca platform var ve ben hala sokaktayım” diye düşünüyor. Ama genelde seviyorlar insanlar bizi. Gittiğimiz yerde mağazalarda alışveriş yaparken çocuklar için hastalar için bir şeyler alırken insanlarımızın “Bizim de katkımız osun, biz de yardımcı olalım” demeleri çok hoşuma gidiyor. Türk halkına yeter ki siz derdinizi doğru anlatın ve şuna inansın: “Ya bu gönüllüler samimi yapıyorlar, çalmıyorlar.” Örneğin insanlar bana çok kurban kestiriyor. Çok kurban dağıtıyorum. Ben hayvan hakları savunucusu biriyim çok tezat bir şey yapıyorum. Bunu yapmayı düşünmediğim bir zamanda bir gün bir aileye bir et götürdük. Küçücük bir çocuk buda sarılıp hüngür hüngür ağladı. “Neden ağlıyorsun” diye sorduğumda ise verdiği cevap beni çok etkiledi. “Ben hiç et görmemiştim” dedi. 6 yaşına gelmiş bir çocuğun et görmeden yaşaması kadar korkunç bir şey olamaz. Sonra dedim ki kendi kendime ben hayvan hakları savunucusuyum ama bu insanların bu beslenmeye ihtiyacı var. Çok acı çektiğim bir olay var. Bazen erzak dağıtımına gidiyoruz mahallelere. Çocuklara oyuncakları ayrı yerlerde veriyoruz. “Hadi çocuklar oyuncaklara, toplanın” diyoruz. Çocuklard oyuncaklara gelmiyorlar. Koşarak erzaklar geliyorlar. Niye bir çocuk oyuncaklar dururken oyuncağa koşmaz ki. Bu canınızı o kadar acıtıyor ki ben bu mahallelerden hiç çıkmamalıyım hep burada olmalıyım.

Umut Araz önderliğindeki yardım gönüllüleri dernekleşiyor.

Kadınlara eğitim vermek gibi bir projeniz olduğunu yazmışsınız. Bu konuda neler yapmayı planlıyorsunuz?

Bu konuda çok güzel fikirlerimiz var. Muratpaşa Belediyesi ile işbirliği içinde yapacağız. Antalya’da bir Kadın Dayanışma Merkezi var. İşini iyi yapan bir merkezimiz burası. Fakat eğitim yönünün biraz az olduğunu düşünüyorum. Biz kadınlarımıza eğitim vermek istiyoruz. Evinde şiddet gören, ekonomik özgürlüğünden, haklarından bihaber olup yaşayan ve her şeye boyun eğen kadınlarımız var. Gittikçe sayıları artıyor bu kadınlarımızın. Kadınlarımız yeterli bilinçlendirilmedikleri için evde kendisine işkence eden kocasına maaş kartını, kimliğini veriyor; onun bir esiri gibi evde yaşam özgürlüğü kısıtlanıyor. Biz kadınlara Türkçe, matematik dersi vermeyeceğiz. Biz kadınlara hakkını hukukunu ekonomik özgürlüğün onlar için ne denli önemli olduğunun dersini vereceğiz. Türkiye, İstanbul Sözleşmesini imzalamış bir ülke. İstanbul Sözleşmesi de kadın sığınma evlerini açtıran, kadınlara şiddet önleme merkezlerini açtıran, kadın dayanışma merkezlerinin açılmasını sağlayan iyi bir sözleşme. Çoğu kadınımızın bir mesleki donanımı yok, bir altın bilezikleri yok. Meslek kursları vermek istiyoruz kadınlarımıza. Çünkü bir kadının en büyük hazinesi ekonomik özgürlüğüdür. Biz kadınlarımıza “yakta durabilirim, kendime yetebilirim” bilincini aşılamak istiyoruz.

Başınızdan geçen ve sizi derinden etkileyen bir olay var mı?

Beni çok ağlatan bir aile var. Bir gün bana bir mesaj geldi; “mut Hanım sizi bir aileye götürmek istiyorum” diye. Ben de ailenin durumunu yazmasını istedim. Bana yazılacak gibi olmadığını, gidip görmem gerektiğini söyledi. Ertesi günü yağışlı, fırtınalı bir havada gittim aileyi görmeye. Suriye’den gelmiş göçmen bir aileydi. Ahırdan bozma bir evdi. Yerler sırılsıklamdı. Yer yer beton, yer yer de topraktı. Çatıları derme çatma. Ne halı ne de kilim vardı. Evde üç tane ağır engelli çocuk,  çocukların altına bez olarak gazete takılmış ve üstüne de çöp poşeti geçirilmiş. Evde bir hamile kadın, savaş yaraları olan bir ağabey, 92 yaşında bir baba, 80 yaşlarında bir anne ve bir abla. Bomboş odalar… Yerlerde sadece çuvallar vardı. Mutfak aradım. Dışarıda  hayvanların su içtiği kısmı mutfak tezgâhı yapmışlar. Ne dolap, ne ışık… Evde hiçbir şey yoktu. Çok yaralıydılar. Hamile kadının yanına gittim. Kıyafetleri verirken kadın kıyafetleri suratım atıp bağırdı. Çok etkilendim o evde. Çok yaralıydılar. Hepsi bize korkarak bakıyorlardı. Konuşmak istemiyorlardı. Evden çıkıp o sağanak yağmurda ağlayarak yürüdüğümü hatırlıyorum.

Önümüzdeki günlerde yapmayı planladığınız başka faaliyetlerde var mı?

Evet, etkinliğimiz var. Derneğimiz açılacak Varlık Mahallesinde. Geçen hafta Kaymakamlığa ve mütevelli heyete evsizlerle ilgili bir sunum yaptım. Antalya’da ne kadar evsiz var, ne yapılabilir konularını anlattım. Kaymakam bizden bu konuyu projelendirmemizi istedi. Bu hafta bu projeyi yapacağız. İlk projelerimizden biri bu olacak. Kadın eğitimleriyle ilgili bir projemiz var. Etüt merkezi açmak istiyoruz. Onlar için ve bu eğitim merkezinde gönüllü avukatlar, psikologlar, sosyologlar kadınlara ders versin istiyoruz. Mahallelerimizdeki çocuklara eğitim vermek istiyoruz. Bir ressam dostumuz var ve onunla birlikte çocuklarımıza resim dersleri vermek çocuklarımızı sanata teşvik etmek istiyoruz.

Sosyolog, aktvist, hemşire aynı zamanda da bir annesiniz. Yorucu bir hayatınız var. Bu tempoda nasıl zinde kalabiliyorsunuz?

Manevi yönü çok yüksek ben buna bağlıyorum. Ben birine daha yardım ettim duygusuyla besleniyorum. Asla takdir edilme duygusuyla değil. İşe yaradım mı? Birinin hayatına olumlu yönden dokundum mu? Ben bu duyguyla ayakta kalıyorum, bu duygudan güç alıyorum.

Sizce insanlarımız yardıma muhtaç insanlara gerçekten duyarlı mı?

Türk halkı vicdanlı bir halk, fakat yardım sözcüğünün içini doldurmayı bilmeyen de bir halk. Vicdanımız çok fazla ama bilinçli bir halk değiliz. Dışarıda size “sinyal” veren dilencilere para vermeyin. “Sinyal” evsizlerin yalan söyleyip insanları kandırarak paralarına almasına deniyor. Sinyal ismini vermişler kendi aralarında. Hayal güçleri çok yüksek. Gerçekten bir bağımlı size sinyal yaparak sizden para istiyor ve Türk halkı da acıyıp veriyor ama onlara kötülük yaptığımızın farkında değiliz. O bağımlı o parasını uyuşturucuya harcıyor, siz onun ömrünü kısaltıyorsunuz. Hem de dilenci kültürünü artırmış oluyoruz. Dilenciye para vermeyin, alın terini yüceltin. Araştırmadığınız bilmediğiniz insanlara para vermeyin. Nitelikli bir yardım değil bu. Yardım yaparken o insanları deşifre etmemeniz lazım. Bu iyilikten çok kötülük olur, yaralarsınız o insanı.O insanlara sadece maddi yardım yapmayın manevi olarak da dokunun. Eğer nitelikli bir yardım yapmak istiyorsanız. Bağınızı koparmayın yardım ettikten sonra destek olun ve sadece yanında olduğunuzu hissettirin.

(EA-BNY)

CEVAP VER