HAYVANAT BAHÇESİNDE BİR GÜN

0
216

Mehmet Aslan

Antalya’nın Döşemealtı bölgesinde bulunan Antalya Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi’ni sizler için ziyaret ettik.

Ülkemizde uzun yıllardır varlığını sürdüren 5 tane hayvanat bahçesi var. Bunlardan bir tanesi de Antalya da bulunuyor. Elimizdeki bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz diye, sabahın erken saatlerinde uyanıp hazırlığımıza başlıyoruz. Bir yandan hangi soruları sorabiliriz, ne hakkında bize bilgiler sunulursa bizim için daha sağlıklı olur gibi soracağımız soruları hazırlarken; öte yandan daha önce sadece ekranlardan gördüğümüz vahşi hayvanları, yırtıcı kuşları, zebra, deve ve deve kuşu gibi hayvanları çıplak gözlerle görecek olma heyecanı her yerimizi sarıyor.

İki gazeteci adayı arkadaşımla öğleye doğru Döşemealtı’nda bulunan Antalya Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi’ne giden şehir içi otobüslerin nereden geçtiğini tespit edip durakta DC15 numaralı otobüse binip Kültür Mahallesi’nden Döşemealtı’na yola çıkıyoruz. Otobüsle kısa bir süre sonra varıyoruz. Heyecanımız daha da artıyor. “Elimiz kolumuz birbirine bağlandı” deyimi durumumuzu hayli destekler durumda. Hayvanat bahçesine yaklaştıkça doğanın görkemli görünüşü ve henüz ne olduğunu bilmediğimiz hayvan sesleri, bizi şehrin kalabalık gürültüsünden arındırıyor. Giriş kapısını orta derece bir pozisyondan gördüğümüz gibi kameramızı hazırlıyor ve deklanşöre basıyoruz.

Girişte bulunan Hayvanat Bahçesi Şube Müdürlüğü’ne girip, hayvanat bahçesi ile ilgili bize bilgi verebilecek biri için müdür ile görüşüyoruz. Müdür işlerinden dolayı zamanının az olduğunu, Veteriner Hekim Aygül Arsun’un yardımcı olabileceğini söylüyor. Oradan ayrılıp

Hayvan Sağlığı Kliniği’ne gidiyoruz.İlk göze çarpan hayvanat bahçesine giriş yapan araçlar için sağlanan otopark alanı ve piknik yapabileceğimiz alan, bir hafta sonu ailemizi de yanımıza alıp mangal keyfi yapabileceğimiz, çocukların çocuk parkında oynayabileceği ferah bir ortam oluyor. İlerledikçe hayvan sesleri daha da artıyor. İlk olarak dikkatimizi Minik Bahçe çekiyor. Veteriner Hekim Aygül Arsun’u Minik Bahçe’nin hemen yanında Hayvan Sağlığı Kliniği’nin kapısında buluyoruz. Kendimizi tanıttıktan sonra röportajımıza başlıyoruz.

Merhaba Aygül hocam, kendinizi biraz tanıtabilir misiniz?

Sorumuza tebessüm ederek cevap veriyor. “Tabii, İsmim Aygül Arsun. Buranın sorumlu veteriner hekimiyim. Ayrıca kendi dalımda doktora da yaptım. Cerrahi alanında da uzmanlığım var, on iki senedir burada çalışıyorum” diyor.

Hayvanat bahçesi hakkında genel bir bilgi verebilir misiniz?

“Evet” diyerek başlıyor, 1989 senesinde Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından tanzim edilen ‘Kepezaltı Piknik ve Rekreasyon Projesi’ kapsamında Hayvanat Bahçesi’nin 650 dönümlük arsa üzerine kurulu olduğunu ancak tamamında hayvan barınaklarının olmadığını yaklaşık olarak 200 dönümlük araziyi hayvanlara ayırabildiklerini söylüyor. Ekliyor: “Hayvanat bahçemizde 130 tür ve yaklaşık olarak 1500 kadar hayvan var” diyor.

Turizm sektöründe yaşanan sıkıntılardan dolayı geldiğimden beri kafamı kurcalayan soruyu soruyorum. “Son dönemlerde ziyaretçi sayısında düşüş yaşandı mı? Yılık ziyaretçi sayısında bir gerileme var mı” sorumuza, “Hayır herhangi bir düşüş yaşanmış değil tam tersine her geçen gün artan bir grafiğimiz var ve yılda 800 yüz bin ziyaretçi geliyor” diye cevap veriyor. “Hayvanat bahçesini en çok kimler ziyaret ediyor” sorumuza ise, “Özelikle çocuklarımız ve öğrenciler. Okular ile turlar düzenliyor hem eğitim veriyoruz hem de beraber geziyoruz. Çocuklarımızın doğadaki hayvanları ve doğayı tanıması farkındalık oluşturuyor” diye belirtiyor.

“Ziyaretçiler en çok hangi mevsimde geliyor” sorumuza hemen cevap veriyor, “Yaz aylarının sıcak olmasından dolayı ziyaretçi sayılarında bir miktar düşüşün yaşandığını, ancak en çok bahar aylarında ziyaretçilerinin geldiğini söylemek mümkün” diyor.  “Ziyaretçiler en çok hangi hayvanlara ilgi duyuyor” sorumuza, “Vahşi ve yırtıcı hayvanlara, sürüngenlere ilgi daha büyük tabii kaplan, aslan ve ayılar en başta olanlar. Deve, deve kuşu, geyikler, zebralar, kuşlar, kanguru da ilgi odağı olanlardan” diyor.

Aygül Hocam siz bu hayvanları nasıl besliyorsunuz özelikle vahşi hayvanları beslemek, tedavi etmek zor olmuyor mu?

İşinin ehli olan insanlarla çalışıyoruz. Burada hayvanlara bakan otuz beş personel var. Ve her ay eğitime tabi tutuluyorlar. Tabii zor olmadığını söylemek yalan olur zor oluyor ancak biz de hayvanlara olan hassasiyetimizden dolayı bu zorluğa göğüs geriyoruz. Tedavileri ise vahşi hayvanlar için özel olarak tasarlanmış uzaktan sıkma silahlarla yapıyoruz.

Dışarıdan, başka bir hayvanat bahçesinden buraya hayvan alıyor musunuz?

Tabii, hayvanat bahçeleri arsında hayvan alışverişi yapılabiliyor. Örneğin burada aslanımız eksik ve Gaziantep’de fazla aslan var. Resmi bir temas sağlayıp bazen hayvan yoluyla takas ederek bazen de karşılık herhangi bir şey vermeden alıyoruz. Bu dünyanın birçok yerinde böyle. Doğada bulunan ya da yaralanan bir hayvanı size mi getiriyorlar? Birincisine “hayır” diyor. Ekliyor: “Doğa ortamında bulunan hayvan doğada yaşar. Bizim hayvanlarımız nesiler boyu hayvanat bahçesinde yaşadılar, ataları hayvanat bahçesine uyum sağladı. Yaralanan hayvanları ise evet Orman ve Su İşleri Bakanlığı bize teslim ediyor. Biz de tedavi edip doğaya bırakıyoruz. Bazen de ciddi bir yaralanma ise tedavi ettikten sonra burada sergiliyoruz.”

Röportajımızı sonlandırırken kapıya bir araba yanaşıyor. Aygül hoca, “Evet çocuklar işte Orman ve Su İşleri’nden büyük ihtimale yaralı bir hayvan getiriyorlar” diyor. Beraber gidip bakıyoruz. Sonrasında hemen muayene odasına henüz ne olduğunu bilmediğimiz bir kutu taşıyorlar. Aygül hoca kutuyu açıyor. Kanadından yaralı bir martıyı muayene ederken bize de bilgiler veriyor. Ardından barınağına yerleştiriyor. Bizler de teşekkür edip müsaademizi istiyoruz. Bize el sallayıp “Güle güle çocuklar, başarılar…” diyor.

CEVAP VER